Erenlerin ve Ozanların Yuvası


Mühür gözlüm seni elden

Sakınırım kıskanırım

Uçan kuştan esen yelden

Sakınırım kıskanırım

Bizim köyün yamacından,

Acep karlar kalktı m'ola?

Kevenlerin diplerinden,

Göbelekler çıktı m'ola?

Kısmet olsa gelsem Hüyük Köyüne

Hayran kaldım gençlerinin huyuna 

Bir gecede nahmal olsam evime

Eğlenip köyümde durasım geldi

Kul Sabri özünü gerçeğe katar 

Yücesinde nice nice er yatar 

Yarin yaz gelince bülbüller öter 

Dinleyin bülbülün ününü dağlar



Emlek yöresi / Ozan yuvasıErenlerin ve ozanların yurdu Anadolu gibi, Emlek de ozanların harman olduğu bir yöredir.

 

Bu yörede: Aşık Kemter Baba, Aşık Serdari, Aşık Kul Sabrı, Aşık Veli, Aşık Agahi, Aşık Suzi, Aşiık Hilmi, Aşık Derviş Ali, Aşık Ruhsatı, Aşık Hüseyin, Aşık Talibi, Aşık Kamber, Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet, Aşık Aziz Üstün, Aşık Hasan Yüzbaşıoğlu ve Aşık Hasan Devrani gibi daha burada isimlerini saymadığımız birçok ozanımızın, bu topraklardan fışkırıp yetişmesi, asla bir rastlantı değildir.

 

Kaynağında toplumsal, siyasal, sosyolojik ve ekonomik etmenlerin de bulunduğu tarihsel bir olaydır.

 

Böylesine zengin bir ozan damarının Emlek ve havalisinde ortaya çıkmış olması, ulusumuz açısından da büyük bir zenginliktir.


ÂŞIK ALİ İZZET ÖZKAN

Şarkışla’lı Ali İzzet Özkan adından çokça söz edilen bir halk ozanımızdır. 1902 yılında Şarkışla’nın Emlek Hüyük köyünde doğdu. Belli bir öğrenim görmedi. Aşık Sabri den saz dersleri aldı. Ve küçük yaşlarda aşık oldu. 22 yaşlarında Adana'ya giderek Çukurovalı aşıklarla karşılaşmalar yaptı. Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı. Pek çok şiir söyledi. 500'ü aşkın şiiri vardır ve şiirlerini zaman zaman çıkardığı kitaplarda toplamıştır. Bazı türküleri de sanatçılar tarafından plağa okundu. Bunlar arasında “Şu Sazıma Düzen Ver, Mühür Gözlüm". Ali İzzet Özkan Konya da yapılan Türkiye aşıklar bayramına katılmıştır. Aşık 1981 yılında bu dünyadan göçüp gider.

Âşık Ali İzzet Özkan, 1902 yılında ozanlar diyarı olarak bilinen Emlek Hüyük köyünde doğmuştur. Emlek her ne kadar Seme, Güldede, Karababa ve Beserek Dağları'nın yer aldığı bir coğrafi bölgenin adı olarak biliniyor ise de, asılolan, Şarkışla, Gemerek, Akdağmadeni ve Yıldızeli dörtgeninde yer alan kültürel bir yörenin adıdır. 

Bu yörede yaşayan tüm insanlar, aralarındaki coğrafi mesafe ne olursa olsun örf-adet, gelenek-görenek ve inanç olarak özdeştirler. Aynı kültürle yoğrulmuşlardır. Bu kültürün odağını, Alevi-Bektaşi felsefesine bağlı olarak gelişen halk edebiyatı ve şiiri oluşturur. 

 

DEVAMINI OKU >>


ÂŞIK DEVRANİ

Asıl adı Hasan Tutal’dır. 1928 yılında Şarkışla’nın Emlek yöresi Hüyük köyünde doğmuştur. Soyu, baba tarafından Horasan’dan gelme Şeyh Merzuban-ı Veli’ye dayanır. Ferhat ve Kibar’ın oğludur. Babası, 1924 yılında, Zara’nın Tekke köyünden gelip doğduğu köy olan Hüyük’e yerleşmiştir. Küçük yaşlarda babasını, 1959 yılında da annesini kaybetmiştir. Çocukluğu yoksullukla geçmiştir. Ailesine yardım için komşu köylerde çobanlık yapmıştır. Köyünde okul olmadığı için okula da gidememiştir.

 

Okuma yazmayı askerlik yaptığı Sarıkamış’ta öğrenmiştir. Yaşı, nüfusta büyük yazıldığı için askere dört yıl erken gitmiştir. 1945 Şubatında Sarıkamış’ta askerken, şiddetli derecede böbreklerinden rahatsızlanıp ameliyat geçirmiş, doktorlar böbreğinin birini almak mecburiyetinde kalmıştır. Ameliyat sonrasında altı ay Sivas’ta hava değişimine gönderilmiş, bu süre sonunda kıtası değiştirilmiş Samsun 90. Piyade Alayına sevk edilmiştir. Ancak burada da rahatsızlanınca kendisine çürük raporu verilip terhis edilmiştir. 1953’te Yeter Hanım’la evlenmiş bu evlilikten bir oğlu, dört kızı olmuştur. 20 Şubat 1993’te Ankara’da vefat etmiştir.

 

DEVAMINI OKU >>


ÂŞIK AZİYET SAVAŞ

“Anamdan doğalı karalı yazım 

Dünyaya geleli gülmedi yüzüm”

 

“Daha anamdan doğarken başlamış çileli yaşamım. O gün bugündür devam eder kem talihim kara bahtım. 70 yıllık bir ömür boyunca geriye dönüp baktığımda hep acılar ızdıraplar görünür gözüme” diyor Emlek yöresinin büyük türkü ustası İzzet Savaş. 

Gelecek kuşaklara da kalması açısından kendisi ile bir mini röportaj yapmak istediğimi söylediğimde önce duygulandı sonra da ağlamaklı bir tarzla “Öyleyse şu sazımı bana ver” dedi. Onun bu konulardaki duyarlılıklarını ve hassasiyetlerini bildiğim için mümkün olduğunca onu kırmadan, üzmeden onunla sazlı türkülü bir muhabbet ortamı içinde böylesi bir söyleşiyi gerçekleştirmenin daha doğru olacağını düşündüm. 

Soru/yanıt şeklinde geçecek bir söyleşinin çok yararlı olmadığı bir gerçekti. Zira İzzet Babanın abartısız, yalın ve tümüyle gerçeği yansıtan anlatımlarına karşın ilerlemiş yaşının da verdiği unutkanlık her sorunun yanıtını almamıza engel teşkil ediyordu. 

 

DEVAMINI OKU >>


ÂŞIK KUL SABRİ

1851 yılında Emlek Hüyük köyünde dogdu. Babasının adi Yusuf, kendi adı Ali’dir.

Ali, ailenin tek evladidir. O yillar Hüyük ve çevresinde asiktan geçilmez. Yusuf’un evinde de sikça cemler yapilir, asik meclisleri kurulur, asiklar gelenek, görenek üzere tasavvuftan felsefeye, muamma çözme sanatindan atisma yapmaya degin tüm konularda çalar, söylerler. Ali, sazin, sözün, kisaca deyis ve türkülerin dolu dolu yasandigi bir ortamda büyür, gelisir.

Ali’nin babasi Yusuf geçimini rençberlikle kit kanaat sürdürmektedir. Emlek’te toprak verimsizdir. Ürün alabilmek için emek gerekir, çaba gerekir daha da önemlisi çalisacak insan gerekir. Gel gör ki Ali’nin bu islerde ne hevesi vardir, ne de istegi. Varsa yoksa cemlere katilmak, asik meclislerinde bulunmak...

 

Ali, henüz çocuk denilebilecek yasta kendi akrani bir kiza sevdalanir. Içindeki türkü aski sevda atesi ile birlesince alir sazi eline baslar çalip çagirmaya. Kisa zamanda dilinin bagi çözülür. Artik Emlek bölgesi ona dar gelmektedir. Yaninda kamberisi ile birlikte baslar Anadolu’yu adim adim gezmeye. Divanda dergahta bulunur. Yol yordam ögrenir, cem yürütür.

 

DEVAMINI OKU >>