Âşık Devrani


Asıl adı Hasan Tutal’dır. 1928 yılında Şarkışla’nın Emlek yöresi Hüyük köyünde doğmuştur. Soyu, baba tarafından Horasan’dan gelme Şeyh Merzuban-ı Veli’ye dayanır. Ferhat ve Kibar’ın oğludur. Babası, 1924 yılında, Zara’nın Tekke köyünden gelip doğduğu köy olan Hüyük’e yerleşmiştir. Küçük yaşlarda babasını, 1959 yılında da annesini kaybetmiştir. Çocukluğu yoksullukla geçmiştir. Ailesine yardım için komşu köylerde çobanlık yapmıştır. Köyünde okul olmadığı için okula da gidememiştir.

 

Okuma yazmayı askerlik yaptığı Sarıkamış’ta öğrenmiştir. Yaşı, nüfusta büyük yazıldığı için askere dört yıl erken gitmiştir. 1945 Şubatında Sarıkamış’ta askerken, şiddetli derecede böbreklerinden rahatsızlanıp ameliyat geçirmiş, doktorlar böbreğinin birini almak mecburiyetinde kalmıştır. Ameliyat sonrasında altı ay Sivas’ta hava değişimine gönderilmiş, bu süre sonunda kıtası değiştirilmiş Samsun 90. Piyade Alayına sevk edilmiştir. Ancak burada da rahatsızlanınca kendisine çürük raporu verilip terhis edilmiştir. 1953’te Yeter Hanım’la evlenmiş bu evlilikten bir oğlu, dört kızı olmuştur. 20 Şubat 1993’te Ankara’da vefat etmiştir.

 

Şiire 1945’te böbreğinin birinin alınmasından sonra başlamıştır. 1947’de de sazı çalmasını öğrenmiştir. Birlikte olduğu ustalardan Hasan Yüzbaşıoğlu, Âşık Veysel, Ali İzzet Özkan ve İzzat Savaş’ın şiir tekniğini ilerletmesinde büyük rolü olmuştur. Aynı zamanda iyi bir saz ustası olan Devranî, yıllarca köy köy, şehir şehir dolaşıp âşıklık sanatını icra etmiştir. Bununla da kalmayarak 1975 yılından itibaren Almanya, Avusturya, Yugoslavya, Hollanda, Irak, İran, Suriye gibi ülkelerde de programlar yapmıştır. Şiir tekniği güçlü olup başka sosyal problemler olmak hemen her konuda şiiri vardır. Defalarca ödüller almıştır. Şiirlerini ihtiva eden dört kitabı çıkmıştır. Dergâha Varış (1963), Uyanalım (1968), Gerçek Ozan Susmaz (1969 ve 1974), Yırtık Aba (1991).

Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya

 

Oğlu Mustafa Tutal´dan

 

Asil adi Hasan Tutal olan babam Asik Devrani’yi, renkli bir yasami ve çok genis bir çevresi oldugundan, benim kadar olmasa da bütün Emlek yöresi onu çok iyi tanimaktadir. Ölüm yili da henüz yeni sayilabileceginden dolayi bu tanitma yazisi belki bazi okuyuculara siradan bir yazi gibi gelebilir.

 

Ancak sehirde dogup büyüyen yetmisli, seksenli kusak onu az veya hiç tanimamis oldugundan,ayrica insanoglu ”hafiza-i beser nisyan ile malüldür” misali özellikle sehir ve is hayatinda hergün yeni kimliklerle tanismakta, ekonomik ve ulasim zorluklari nedeniyle dogal çevrelerinden,uzak kala kala insanlarin köyden beraberinde getirdikleri dogal çevre ve akrabalik baglari zaman içinde zayiflamakta ve giderek yokolmakta ve zaman tünelinde ögütülür gibi bildiklerini yasadiklarini çabucak unuttugu herkesçe bilinen bir gerçektir.Iste bundan dolayidirki bu gibi yazilar bazi seylerin zaman zaman hatirlanmasi, hem kendi geçmislerini gelecege adapte etmede hemde gelecek kusaklara bir miras birakmada yararli olacaktir.

 

Bunun için sosyal-kültürel ve tanitma-yasatma gibi adlarla kurulmus olan derneklerin esas amacida bu kimlik erozyonunu ve yok olmayi önlemek geçmis ile gelecek arasinda baglanti kurmaktir. Sirasi gelmisken bu gibi dernekleri kuran ve devamini saglayan insanlara babam ve kendi adima tesekkürü bir borç bilirim.
Babam kendini söyle tanitiyor;

 

“1340 yilinda Emlek Hüyük Köyü’ nde dünyaya geldim.Hayati yakindan taniyip onun istikbal sartlarini henüz anlamamistimki. Ahiogullarindan Ali aga ismiyle Emlek muhitinde san yapmis olup, onun ikinci oglu olan babam Ferhat Aga’yi kaybettim.Aslen Ilyashaci köyünden Kürkçüogullari ailesine mensup annemide babamin ölümünden 18 sene sonra kaybedince. hayatta yapa yalniz kaldim.yalnizligimi biraz olsun giderebilmek için henüz yeni ögrendigim sazimi omzuma alarak memleketi adim adim dolasmaya basladim.Her gittigim yerde dertli ve içli insanlarla karsilastigim için hayati daha yakindan tanimaya basladim ve bu da bende siir yazma hissini uyandirmaya baslamisti.

 

Kibris olaylari ile ilgili Mersinde düzenlenen bir mitingte Rumlara atfen yazmis oldugum siirimi okudugumda çok begenilince. bende uyandirdigi heyecanla siirlerimi ortaya çikarmaya ve ilk kitabimi 1963 yilinda DERGAHA VARIS ismiyle yayimlamaya karar verdim.”

Devrani yine zaman zaman söyle anlatirdi,

 

“Evimizde ne yatak,ne üst bas,ne odun kömür nede isik vardi.Bu yüzden kisin hayvanlarin isisindan faydalanmak için ahirda kalirken annem beni orada dogurmus.Aklim yeni yeni yettiginde geceler soguk kis gecelerinde babam beni koynuna alir isitir, sonra beni birakir agabeyim Hüseyini alir onu isitirdi, böyle böyle bizi soguktan korur ve sabah ederdik” der ve o günleri su dizelerle dile getirirdi;

 

Babam giyer idi yirtik abayi
Bacagina bir don bulmadan gitti
Ederdi bizlere ögüt nasihat
Içinde sevgisi var idi kat kat

 

Atardi bir palaz derdi oglum yat
Bir yorgan bir dösek almadan gitti

Misafirperverdi hanedar idi
Ne yazikki maddiyattan dar idi

 

Devrani der yasamasi zor idi
Yaresine merhem çalmadan gitti

 

Bu dizelerden de anlasildigi gibi Devrani yoksul dogmustur. Babasi Ferhat Aga çobanlik ile evin geçimini saglamaya çalisirken vefat etmis ve ev halki yoksul kalmistir.

 

Devrani Horasan erlerinden Seyh Merzubani Veli Sultan soyundan geldigi ve Ahiogullari sülalesinin bir mensubu oldugu için ayni zamanda bir dede ocagi mensubudur.Küçük yaslardan itibaren cemlerde bulunmus Seyit Aga Ibrahim Aga gibi amcalarindan yol yordam edep erkan ve düaz ögrenmis ve daha sonra da asiklikla dedeligi birlikte yürütmüs,gittigi yerlere oturdugu meclislerde sevgiyi barisi dostlugu birlikte götürmüs, toplumsal dayanismanin ögretilerini ve gereklerini anlatmistir.Bu nedenle hurafeci safsataci ve sirf kendisine menfaat saglamak için Dedelik yapmamistir. Dedelige basladigi yillarda yazdigi ilk siirlerinden birinde söyle der;

 

Bin dokuz yüz altmis Dergaha vardim
Birinci Kapidan girdim çok sükür
Ikinci Kapida aslan agzindan
Hakikat abestim aldim çok sükür

Üçüncü Kapida Divana durdum
Dördüncü Kapida secdeye indim
Açildi Kapilar Kirklari gördüm
Meydana yüzümü sürdüm çok sükür

Bagislamak düser senin sanina
Ihsan eyle Dergahinda kuluna
Ahioglu günahin aldi eline
Arz edip Kapina geldim çok sükür

 

Siirden de anlasildigi gibi Asik Devrani önceleri Ahioglu mahlasi ile siir yazarken daha sonra günümüz ozanlik gelenegine uyarak ( i )li tanimlamayla Devrani mahlasini koydurttu.Bunuda ünlü ozanimiz Asik Ali Izzet’ten aldigini söylerdi. Söz buraya gelmisken Ruhsati’den, Agahi’den,Kemter’den, Kul Sabri’den, Asik Hüseyin’den bahsetmemek mümkün müdür.Devrani kendisinden önce Emlek adli ozan deryasinda yasayan bu ozanlardan etkilenmis ve ilham almis, yazdigi siirleri zaman zaman Asik Veysel’in, sonralari ise zaten kapi bir komsusu olan Asik Ali Izzet’in elestirilerine sunmustur.

 

Ali Izzetle yillarca ayni meclislerde oturup, çalip söylediklerinden önceleri ondan çok sey ögrenmis elestirilerini almis ve sonralarida o biraz yaslaninca ona rehberlik ve yoldaslik etmistir.

 

1961 Anayasa’sinin getirdigi Demokrasi ortaminin ortaya çikardigi halk uyanisi ve yabanci larin ülkemizi ekonomik olarak isgalinin ilk baslangiç yillari ve buna karsi olan 1968 gençliginin Bagimsizlikçi mücadele ruhuyla halkta bir kipirdanmalar olmustur.Iste bu kipirdanmanin sonucu olarak ozanlarda sazini omzuna alarak meydanlara çikmislardir.Devrani ise bunlarin öncülügünü yaparak 1970’li yillarda Ali Izzet’le, Hasan Yüzbasioglu’yla, Aziyet’le(Izzet Savas), Abuzer Karakoç, Abdullah Papur, Ali Güç, Abdullah Senol, Dogan Karabayir gibi ozan ve sanatci dostlariyla yurdu karis karis köy, kasaba, kent dolasmis okullarda konserle vermislerdir.Ayrica bir arada gurbetci dostlarinin istegiyle Avrupa ve Ortadogu ülkelerine gitmistir.

 

Iste o günlerin anisina yazilmis bir siiri:

 

Asiklar diyari Emlek köyleri
Agahi Kemter’i Veli’si vardir
Mühürgözlü’süyle ün yapan ozan
Izzeti Özkan’i Ali!si vardir.

 

Veysel’in sesinden tabiat cosar
Sular dalgalanir bendinden tasar
Kara toprak’iyla ebedi yasar
Asiklar Serdari ulusu vardir.

 

Sabri sazi ile yurtlari gezmis
Bilim deryasinda çirpinmis yüzmüs
Hüseyin’le Kamber gör neler yazmis
Askin badesinden dolusu vardir.

Bir baska siirinde ise,

 

Hasan Yüzbasioglu benim yoldasim
Durmus Çetinkaya dost arkadasim
Veysel ile Ali Izzet’tir haldasim
Hazin hazin öter telimiz bizim.

 

Der ve söyle baglar siiri,
Gönül arzu eder Izzet Savas’i
Anasindan dogdu belali basi
O da Devrani’nin dert arkadasi

Açilmadan soldu gülümüz bizim.

 

Iste halkin bu uyanis yillarinda biriktirdigi siirlerini önce 1968 yilinda UYANALIM adli kitapta,daha sonraki yillarda yazdiklarinida Fakir Baykurt’un önsözünü yazdigi ve 1974 yilinda yayimlanan GERÇEK OZAN SUSMAZ adli kitapta okurlarina sunmustur.1970 öncesi yazdigi siirler daha çok tasavvufu, felsefeyi Ehlibeyt’i içeren Dergah siirleri olmasina ragmen, yavas yavas köyden kente göçün ortaya çikardigi çeliskiler nedeniyle 1970’li yillarda siirlere sinifsal bir tavir yansimaya basladigi görülmektedir.

 

Zira kendiside artik köyde geçinememe ve çocuklarin okul sorunlari nedeniyle, Ankara’ya 1973 yilinda göç etmek zorunda kalmistir.
Iste bu nedenlerle bu dönem siirleri isçi,köylü,emekçi insanlarin sorunlarini,ve onlarin yillardir hurafelerle safsatalarla nasil uyutuldugu ve geri birakilmaya çalisildigini, buna karsit olarakta onlarin nasil ayaga kalkmasi,zalimin zulmüne karsi nasil durmasi ve tavir almasi, kimlerle nasil örgütlenmesi kimin yolundan gidilmesi gerektigini siirlerinde yansitmistir.

 

Yol gösterici olarak Haci Bektasi Veli’yi, Mustafa Kemal’i ve zaman zamanda Bilimsel sosyalizmi kendine rehber edinmis ve sonuçta da bunun ancak Atatürk’ün yolundan gidilerek alti okta kendini bulan Bagimsizlikçi, Laik, Demokratik ve Sosyal adaletin saglandigi bir sistemin kurulmasiyla mümkün olabilecegini anlamistir. Iste bu nedenle Asik Devrani gerçek anlamda bir halk ozani olmus, onu kendisinden önce yasamis ve halen yasayan yöresinin diger halk ozanlarindan ayiran en önemli özelligi budur.

 

Ayrica köyüne olan düskünlügü,onun bir kirsal kesim ozani olusunu yansitir ve Devrani’nin bir çok siirinde maddi yoksulluktan fakirlikten bahsedilmesine ragmen, bazen bir sevda bazen bir hasretlik ve bazen bir güzellik olarak karsimiza çikar ve lirizmden örnekler olarak ifadesini bulur.

 

Iste birkaç örnek:

 

Köylü vatandasim isçi gardasim
Zamlar yapiliyor kar kimin için
Yasalar çikiyor sana bana ne?
Sen yoksul ben yoksul var kimin için.

Aksama zam sabaha zam
Nerelere göçek gardas
Halimizden bilen yok ki
Derdimizi açak gardas

 

Terk eyledik kenti köyü
Perisandir emmi dayi
Ölmek bundan daha iyi
Zehir verin içek gardas

 

Bizim köyün yamacindan
Acep karlar kalktim’ola
Kevenlerin diplerinden
Göbelekler çiktim’ola

Simdi bizim eller yaylaya göçtü
Koyunlar bir yanda yozlar bir yanda
Sulagin basina kurulur demler
Kemanlar bir yanda sazlar bir yanda

Berciler bezensin düzülsün yola
Güller açsin bülbül baslasin zara
Benden selam söylen o nazli yare
Bakmasin yollara güz olmayinca.


Devrani çok sevdigi Anadolu’nun veÜlkesinin Büyük Önder M.Kemal önderliginde her türlü ihanete ve mandacilik zihniyetine ragmen nice zorluklarla eldedilen Laiklik ve kazanilmis diger degerlerinin yikilmasina ve baska ülkelere peskes çekilmesine karsi çikmis,Cumhuriyetin ilkelerini sonuna kadar savunmus isçinin köylünün ve diger emekçi kesimin yaninda tavir almistir.

 

Bazi aydinlarimizin bile hala kavrayamadigi Cumhuriyetle birlikte elde ettigimiz Bagimsizligimizin ve ülkemiz insaninin alinteri ile yaratilan degerlerin yerli isbirlikçilere veya yabancilara peskes çekilmesine,bagimsizligimizi tehdit eden basta Amerika olmak üzere birkaç emperyalist devletin Kapital ve Silahli dayanisma Örgütleri olan IMF,Dünya Bankasi,Nato, Cento ve Varsova pakti’na ta 1970’li yillarda karsi çikmistir.Ne hazindir ki o günden bugüne bagimsizligimiz dahada tehdit altina girmis, borcumuz girtlagimizi da asmis ve ulus olarakta üzerimize ölü topragi serilmis gibi seyretmekteyiz ve kaderimizmis gibi IMF ve Dünya Bankasi gibi kuruluslara razi olmus beklemekteyiz.Iste Devrani bunlara karsi çikmis bu yüzdende yeri gelmis Sivas mitinginde kürsüde kafasina tas yemis,yeri gelmis sorusturmalar ve kovusturmalar nedeniyle evine gelememis, gözaltinda, hapislerde kalmistir.Bütün bu düsünceleri kisada olsa su misralar fazlasiyla anlatmaktadir.

 

Vatanima yadel ayak basarsa
Bayragini buçlarima asarsa
Bunu gören gözler diller susarsa
Devrani bunlari vur gelir bana.

 

Ninem cephelere mermi tasirken
Yan gelip sirtüstü yatiyordun sen
Sen bir seyhislamci basinda kavuk
O zaman vatani satiyordun sen.

 

Inönü, Sakarya Dumlupinar’da
Yüzbinlerce kayip verdik vatanda
Biz düsmanla çarpisirken her yanda
Ayse ile bacak çatiyordun sen.

Insanlari birbirine kirdiran
Biri Amerika birisi Rusya
Gardasi gardasa çekip vurduran
Biri Amerika birisi Rusya

Vatandir Beytullah vatandir haccin
Vatandir Kudüs’ün Kaben mihracin
Oglun, kizin, karin, gardasin bacin
Devrani imanin dinindir vatan.

Devrani der nasil olur sonumuz
Bir çikmaza düstü bizim yolumuz
Gerçekleri yazsa yazarlarimiz
Alnin sakagina kursun dayarlar.

 

Der, ve yine ulusun bir kurtariciya ihtiyaç duydugunu adeta bundan yirmibes yil öncesi sezinler:

 

Samsundan parladi bir mavi yildiz
Dediler geliyor Mustafa Kemal
Sene bindokuzyüz ondokuz mayis
Dediler geliyor Mustafa Kemal.

 

Devrani haykirir sazi kolunda
Nice canlar verdik vatan ugrunda
Tam bagimsiz bir Türkiye yolunda
Dediler geliyor Mustafa Kemal.

 

Asik Devrani askerde aldirdigi böbregi nedeniyle sagligi genelde sorunlu olmus ve seksenli yillarda bozulmaya baslamistir. Bu yüzden de ölüme gittikce yakinlastigini hisseder ve son yillarda ihtiyarlik ve ölüme dair siirleri de meydana getirir.Bu gibi siirlerinide daha çok 1992 yilinda Çankaya Belediyesi kültür hizmetleri serisi olarak yayinlanan YIRTIK ABA adli kitabinda toplamistir.Bunlara da bir iki misra ile örnek verecek olursak;

 

Altmis’ina merdiveni dayadim
Basamak basamak indim gidiyom
Aci tatli günler geride kaldi
Elveda dostlarim döndüm gidiyom.

 

Bir baskasi,

 

Devrani halimi diyemez oldum
Isitmez kulagim duyamaz oldum
Bir lokma ekmegim yiyemez oldum
Agzimda disimi döktün kocalik.

 

Ve hayatin finali,

 

Her sabahin sonu aksam
Dogduguma oldum pisman
Devrani der bitti yasam
Ufuklardan asiyorum.

 

Diyerek “baki kalan bu kubbede hos bir seda misali” bu dünyada bir iz biraktik ise ne mutlu diyerek 20.02.1993 yilinda ebediyete intikal etmistir.Dostlari vasiyetini yerine getirerek onu çok sevdigi köyüne götürüp mezarini siirler okuyarak kazmis ve saz çalip türkü söyleyerek defnetmislerdir.

 

***Sayin okuyucular Devrani’nin o dolu dolu yasamini yazmaya burada birkaç sahife degil birkaç kitapda yetmez,bu yazimin babamin sadece bir hayat özeti olarak kabul edilmesini ve eksikliklerin hosgörü ile karsilanmasini diliyorum.

Ayrica ileride daha kapsamli yazi ve kitaplara kaynak olmak üzere Ozanla ilgili anilari olan dostlarinin, bunlari bir sekilde bana iletmeleri halinde köyümüzle, yöremizle ve gelenek göreneklerimizle hatta belki de, ülkemizle ilgili çok güzel edebi degerlerin ortaya çikabilecegini umuyorum.

 

Babamin siir yasami boyunca kendisine emek veren hem arkadaslik eden, hem de yazdiklarini adeta siir laboratuarinda tahlil edip sarraf titizligiyle isleyerek edebi degerinin artmasini saglayan dayim Haci Yetkin’e siir dünyasi ve babam adina tesekkür eder, Edebiyatimiza nice siirler kazandirmasini dilerim.

 

Mustafa TUTAL

Insaat Mühendisi

 

Bir Yanda

Şimdi bizim eller yaylaya göçtü
Koyunlar bir yanda yozlar bir yanda
Sulağın başına kuruldu demler
Kemanlar bir yanda sazlar bir yanda

Güzeller halayın başından tutar
Herkes sevdiğine cilve naz satar
Tenhalarda gözün kırpar kaş atar
Gelinler bir yanda kızlar bir yanda

Ninni sesi gelir oymaklarından
Dersin ballar akar dudaklarından
Kırmızı gül açar yanaklarından
Eda1ar bir yanda poz1ar bir yanda

Obaları Besereğ’e yaslanır
Gökkuyu’dan çobanları seslenir
Her tarafı "çiçeklerle süslenir
Baharlar bir yanda yazlar bir yanda

Ağustosta serin olur havası.
Sarp kayalar kartalların yuvası
Devranî yeşerir dağı ovası
Dereler bir yanda düzler bir yanda

Ali’nin Varlığı

Hakkın kandilinde gizli nihanda
La mekan elinde sır idi Ali
Küntü kenzin hep esrarı andadır
Dünya kurulmadan var idi Ali

Feriştahlar kendi nurundan oldu
Sen kimsin diye Cibril’e sordu
Cibril bilemedi kanadı yandı
Ol zaman kandilde nur idi Ali

Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
Kendi anasını kendi doğurdu
(Be) nokta altında bir idi Ali

Adem’in bezminden Şit’e erişti
Müminin evrakı ona karıştı
Ayin oldu Yasin ile görüştü
Evrakı ezelden dür idi Ali

Kur’an’da Ali’dir İncil’de İlyâ
Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
Yoktan var eyledi bu cümle eşya
Devranî kapında kulundur Ali

Geçti

Adem’den bu deme gelene kadar
Nice mürsel nice ulu er geçti
Kimseye kalmadı bu fani dünya
Yüz yirmi dört bin peygamber geçti

Adem’i Havva’dan önce yarattın
Dört anasır şeş cihetten halk ettin’
Haz(i)ret-i Nuh’a bir gemi çattın
Eyledin bir tufan dünya dar geçti

Süleyman tahtıyla havada gezdi
Nesimî Hak için postunu yüzdü
Nemrut kaviminin fiiili azdı
İbrahim’i nara attı nur geçti

Yusuf da bir zaman zindanda yattı
Züleyha aşk için peşinden tuttu
Ahiri Mısır’a hükümdar etti
Ağlattı Yakub’u günü zar geçti

Musa’nın eline bir asa verdi
Çağırdı turunda tekellüm kıldı
Firavun kavmiyle deryaya girdi
İnkâr etti hakkı ondan kör geçti

Devranî bu sırrı anlamak gerek
İnsanı her zaman güldürmez felek
Kimisi kürk giyer kimisi yelek
Benim de sırtıma hırka şal geçti

Kocalık

Haber verip kapımız çalmadan
Köşenin başına çöktün kocalık
Gençliğimde yanaşmadın yanıma
Eğdin kametimi büktün kocalık

Yokuşa yukarı sırtıma binen
İnişe aşağı ayağım çelen
Her düşüp kalktıkça halime gülen
Bak şimdi anamı ettin kocalık

İçimde yanıyor gitmez bir acı
Bulunmaz derdimin yoktur ilacı
Ocağ(ı)mın başına incir ağacı
Getirip zorunan diktin kocalık

Devranî halimi diyemez oldum
İşitmez kulağım duyamaz oldum
Bir lokma ekmeğim yiyemez oldum
Ağzımda dişimi döktün kocalık

Bu Millet

Bir bütündür bölünür mü bu millet
Gökte haritalar çizerek geldik
Semaya yükselen Çin Setlerini
Yıkıp yumruk ile bozarak geldik

Akından akına durmadan koştuk
Yalçın kayaları dağları aştık
Haçlı ordusuyla nice savaştık
O Tuna nehrini yüzerek geldik

Elli bin er ile üç yüz bin ere
Allah Allah sesi çıktı göklere
Bizans ordusunu serdik yerlere
Atlar ayağında ezerek geldik

Aslımız Mete Han Hunlar Oğuzlar
Alpaslanlar Yıldırımlar Yavuzlar
Viyana’ya kadar at sürdük bizler
Şehitlere mezar kazarak geldik

Devranî bu cihan az gelir bize
Savaşta çoğunu getirdik dize
Yunan ordusunu döktük denize
Tarihlere destan yazarak geldik

Bilmem

Çoktan uğramadım dostun köyüne
O yar kahırlanıp küstü mü bilmem
Gelip giden yoktur bir haber almam
Benden umudunu kesti mi bilmem

Yine perişan mı zülfün telleri
Esip dağıttı mı seher yelleri
Sarmaya kıymazdım ince belleri
Elleri bağrına bastı mı bilmem

Sordum “Obasından göçtü” dediler
“Bilmem hangi yana geçti” dediler
“Bir hoyrat eline düştü dediler
Âşık Devranî’ye küstü mü bilmem

Yoruldum

Ne bir mektup yazdın ne haber saldın
Yollarına baka baka yoruldum
Bugün yarın “Belki gelir” diyerek
Şu gediğe çıka çıka yoruldum

Coşkun çaylar gibi çağladım aktım
Hasret aşkı ile bağrımı yaktım
Her yolcu geldikçe yoluna çıktım
Oturup da kalka kalka yoruldum

Haberin bekledim uçan kuşlardan
Gözüm görmez oldu akan yaşlardan
Devranî der sorun kara taşlardan
Şu bağrıma çaka çaka yoruldum

Emlek Ozanları

Âşıklar diyarı Emlek köyleri
Agâhî Kemterî Veli’si vardır
“Mühür Gözlü”süyle ün yapan ozan
İzzet’i Özkan’ı Ali’si vardır

Veysel’in sesinden tabiat coşar
Sular dalgalanır bendinden taşar
Kara toprak ile ebedî yaşar
Âşıklar Serdar’ı ulusu vardır

Sabri sazı ile yurtları gezmiş
Bilim deryasında çırpınmış yüzmüş
Hüseyin’le Kamber gör neler yazmış
Aşkın badesinden dolusu vardır

Halkın dertlerini dile getiren
Gözünün yaşını sele getiren
Mecnun gibi Leyla’sını yitiren
Âşık Devran gibi delisi vardır

Bir Bir

Bu kutsal çabanın kutsal çağında
Halkın yarasını saralım bir bir
Namuslu insanlar yurdu yurdumda
Paslı zincirleri kıralım bir bir

Çıkar için bin palavra atarak
El sırtından kazanıp yan yatarak
Beşe alıp yirmi beşe satarak
Yoksulu soyana vuralım bir bir

Bir ulu ağaçsın budanmış dalın
Kirli gökyüzünü fırçalayalım
Yıkalım bu bendi parçalayalım
Yepyeni bir düzen kuralım bir bir

Kulak ver sözüme dinle gel beri
Her gün çalınmakta a1nının teri
Artık geldi çattı hesap günleri
İğneden ipliğe soralım bir bir

Paslı zincirleri bir bir kırınca
Yoksulu soyana bir bir vurunca
Yurdumda yeni bir düzen kurunca
Birlikte meyvesin derelim bir bir

Yeter artık bitsin kula kul olmak
Karanlık açlıktan sararıp solmak
Kendi sınıfına küfreden ahmak
Devranî gerçeği görelim bir bir

Aşk

Aşk insanı deli eder
Aşktan büyük bir şey yoktur
Aşk insanı Veli eder
Aşktan büyük bir şey yoktur

Aşktır insanı coşuran
Aşktır insanı pişiren
Aşktır insanı taşıran
Aşktan büyük bir şey yoktur

Aşk insana bir çiledir
Aşk insana bir yaradır
Aşk insana bir beladır
Aşktan büyük ‘bir şey yoktur

Aşk insanı hayran eder
Aşk insanı seyran eder
Aşk insanı Devran eder
Aşktan büyük bir şey yoktur

ELE VEREMEM

Nefsimi düsünüp oruc tutmadim
Cennet icin ben rüyaya yatmadim
Mescit duvarina secde etmedim
Ben tanri'yi sagda solda aramam

Egilip dogrulmam ben huri icin
Zebaniler bana etsede hücum
Alirim dünyada yeterse gücüm
Ölünce kabirde devran süremem

Cikip kürsülerde vaiz buyurmam
Hacca gidip Arap'lari doyurmam
Milletimden baskasini kayirmam
Komsum ac yatarken ELE veremem

Hurili kilmanli cennet yalandir
Cennet kerhane mi bu bir plândir
Bunu isbat eden hangi kur'andir
Devrani der bir kitapda göremem

BABAM'A

Babam giyer idi yirtik abayi
Bacagina bir don bulmadan gitti
Isterdi dünyada mutlu olmayi
Zalimin zulmünden gülmeden gitti

Ederdi bizlere ögüt nasihat
Icinde sevgisi var idi kat kat
Atardi bir palaz derdi;oglum yat
Bir yorgan bir dösek almadan gitti

Bizlere baktikca icin cekerdi
Ah eder gözünden yaslar dökerdi
Dev vücudu yoksulluktan cökerdi
Yanaginda güller solmadan gitti

Misafir severdi hanedar idi
Ne yazik ki maddiyattan dar idi
Onun icin yasamasi zor idi
Yaresine melhem sürmeden gitti

MEHDI'YE

Adi Serpil dili tatli bir hanim
Hilâl kaslarinin yayi ne güzel
Gezdigim ellerde benzeri yoktur
Bedenine göre boyu be güzel

Ayin on dördüne benziyor yüzü
Körler baksa ona acilir gözü
Isa'nin anasi Umra'nin kizi
Hürü melek gibi soyu ne güzel

Sirin'midir,Leyla'midir, Asli'mi
Fatime'ye benzer onun hismimi
Acep sorsam bir yigidin dostumu
Küsmez Devrani'ye huyu ne güzel

BILMEM

Coktan ugramadim dostun köyüne
O yar kahirlanip küstümü bilmem
Gelip giden yoktur bir haber alamam
Benden umudunu kestimi bilmem

Yine perisanmi zülfün telleri
Esip dagittimi seher yelleri
Sarmaya kiyamazdim ince belleri
Elleri bagrima bastimi bilmem

Sordum obasinadan göctü dediler
Bilmem hangi yana gecti dediler
Bir hoyrat eline düstü dediler
Asik Devrami'ye küstümü bilmem

 

ZAM KIMIN ICIN

Köylü vatandasim,isci kardesim
Zamlar yapiliyor,kâr kimin icin
Yasalar cikiyor sana,bana ne?
Sen yoksul,ben yoksul var kimin icin?

Yüz yillardir sayiyorsun yerinde!...
Kredin yok,bankalarin birinde
Calisin,cabalayin nen var elinde
Alnindan calinan ter kimin icin

Patronlar doldu parkmantoya
Dört elle sarilirlar Cento'ya
Memleketi soyup yemektir gaye
Cektigin zahmetler zor kimin icin

Devrani der dostlar cöktük ha cöktük
Soyguncu elinden cektik ha cektik
Zalimlere boyun büktük ha büktük
Yoksulun sirtindan vur kimin icin

SECIM ICIN

Secim yaklastikca mebusan beyler
Milletin halini sormaga gelmis
Gözünü dikmisler halkin oyuna
Perisan halimizi görmege gelmis

Avci gibi tariyorlar köyleri
Aldatmak isterler yine toylari
Böldükleri hisseleri paylari
Yoksulun sirtindan vurmaga gelmis

Uyandi bu millet düsmez tuzaga
Yakini var iken gitmez uzaga
Cipini cekenler cikti geziye
Batak yolda aks kirmaya gelmis

Elbistan,Tunceli olaylarini
Unuttunmu Mugla dolaylarini
Istanbul'da polis alaylarini
Kiskirtip gencleri vurmaga gelmis

Sucsuzlar zindanda kattiller serbest
Bu yükün altinda alinmaz nefes
Bir de Devrani'den oy ister teres

Bosa cenesini yormaya gelmis

 

Kaynak: Beserek Dergisi - Emlek Hüyüklüler Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği

Kaynak: Mustafa Tutal (oğlu)