Yaylamız


Yaylaların üstünden bütün insanlık tarihi geldi geçti. Destanlar suyunu içti, masallar koynunda büyüdü. Asırlardır Anadolu insanına ana, dertlilere şifa,hasretlere dua oldu.

 

Kimseyi incitmedi. Toprak Ana’nın insanlara bahsettiği her şeyi bir fazlasıyla sundu insanoğluna. Kalbinden ağaçlarını kesenlere bile ses etmedi. Hep sustu ve bekledi sabırla. İnsanlar hatalarını anlasınlar diye umdu hep.

 

Yaylalar biliyordu, yayla adamının, toprağı gibi dışından sönük; içinden uyanık, içinden derin, içinden hassas olduğunu. Yaylanın suyu kazılarak çıkarıldığı gibi yayla insanını da kazmak gerekir. Çünkü yayla insanının özü kendi derinliklerinde gizlidir. Ruhunun derinliklerine inilmedikçe coşmaz, coşturulamaz. Yayla nasıl sessiz görünürse, insanı da öyle durgun, sessiz sakin görünür. Yayla adamının, toplaya toplaya, biriktire biriktire, sindire sindire aldığı hız, yayla fırtınası gibidir. Birden boşanır; taş uçurur, çatı koparır, baca yıkar, kök söker..

 

Nasıl ki yayla buğdayı, hiç olmayacakmış gibi ağır ağır yetişir, içinden özlenirse, yayla adamı da öyledir;kuru, kısa kuvvetsiz görünürse de kuvvet sinire, enerji ruha gider.

Devamını Oku >>