Bayram Çıtak


Öğretmenimiz „Bayram Çıtak“ 

 

Emlek Hüyük Köyü bir değerler manzumesidir. Tarihe iz bırakan nice güzel insanımız bugün aramızda değiller. Yaşasaydı; eğitim adına kazancımız düşünemeyeceğimiz kadar fazla olacaktı. Hayattan kopuk değil bizzat hayatın içinde yaşayan lider ruhlu bir eğitmen bir öğretmendi Bayram Çıtak. Halkı için iyi eğitim isteyen aydın, özverili, çalışkan ve asla tembelliğe prim vermeyen bir öğretmendi Çıtak. Çocuklarını diğer Çocuklarla eşit gören, her ortamda üretim, emek, değer, paylaşım ilişkilerini anlatan etrafına ışık saçan bir insandı Çıtak.

 

Bayram Çıtak 1940 yılında Emlek Hüyük Köyünde doğdu. İlkokulu köyde okudu. O yıllar güvenceli meslek olarak yöremizin bildiği iki meslek gurubu vardı. Askerlik ve Öğretmenlik. O Öğretmenliği seçti. Erzurum Yavuz Selim Öğretmen Okuluna başladı. İdealleri vardı. Klasik öğretmen anlayışı kafasındaki anlayışa uymuyordu. Hayatin içinde, eğiterek öğretmenlik yapmak istiyordu. Halkın ihtiyacının bu olduğuna inanıyordu. Örgütçü kimliğini asla yitirmedi. 1962 yılında öğretmenlik görevine başladı. İlk görev yeri Zara´ya bağlı Karacahisar köyüydü. Bayramla 1963 yılında evlenip Zara’ya gelin gittim. Bayram sabırlıydı. Öğretmenlikten önce iyi bir öğrenci olmasını bildiği içindir ki, öğrencileriyle arası hep iyiydi. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen Silvan´dan, Sivas köylerine kadar okuttuğu pek çok öğrenci hala bizleri arayıp soruyor. Acaba diyorum „bundan daha güzel bir duygu olabilir mi“?

 

Bayram Çıtak kendini eğitime adamış bir insandı. Adli soruşturmadan geçti ve genelinde yapılan öğretmen boykotuna katıldı. Asli soruşturmadan geçti ve beraat etti. Tabi bir öğretmen beraat etmiş olması yetmiyordu sürgün edilmesi için. Hele TÖB-DER üyesi olan bir öğretmen için sürgün edilmesinin sınırı yoktu. Önce Sulakyurt´a, oradan Kızılcahamam´a ardından Sivas´ın Yeni Yapan köyüne gönderildi. Bayram arkalarda durmasını bilen biri değildi hep ön saflardaydı. Düşüncelerini eyleme geçirmesini bilen bir insandı. 1977 1 Mayıs kutlamalarına katılmak ve onca haksızlığa dur diyebilmek için İstanbul Taksim Meydanında da ön safalardaydı. DISK ´in düzenlediği bu kutlamalar dağılmak üzereyken karanlık güçler tarafından Aydın, Emekçi, İşçi, Memur saflarına rastgele açılan ateş, aramızdan ayırdı Bayram´ı. Şehit edilen 34 can dan biri olarak her 1 Mayıslarda saygı ve özlemle anıyoruz.

 

Selver Çıtak (eşi) 

 


Mamak'ta Bir Öğretmen

 

1 Mayıs 1977'de Taksim'de hayatını kaybeden Bayram Çıtak'ı oğlu Mete Çıtak anlatıyor.

 

Bayram Çıtak ilkokul öğretmeniydi. 1 Mayıs 1977’de  Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği’nden (TÖB-DER) arkadaşlarıyla Taksim Meydanı’ndaydı. Hayatını kaybettiğinde 37 yaşındaydı.

 

Çıtak’ın İzmir’de yaşayan, o zaman 13 yaşında olan oğlu Mete Çıtak ile görüştük. Mete Çıtak, babasının hikayesini anlattı. 40 yıldır adım atılmamış olduğunu hatırlatırken “Faillerin bulunup yargılanmasını hala istiyoruz” dedi.

 

“Gitti, bir daha gelmedi”

 

Bayram Çıtak 1940'da Sivas’ın Şarkışla ilçesi Emlek Hüyük Köyünde doğdu. Öğretmen oldu. İlk görev yeri Sivas-Zara’ya bağlı Karacahisar Köyü’ydü.

 

1977’de Ankara Mamak Derbent İlkokulu’nda öğretmenlik yapıyordu. Eşi Selver Çıtak ile  üç oğulları vardı. En büyük çocukları Mete Çıtak 13 yaşındaydı. Diğer çocukları 10 ve 5 yaşlarındaydı.

 

Mete Çıtak babasını “Sevileni sayılan biriydi. Babacandı” diye anlattı. Bayram Çıtak, TÖB-DER’li arkadaşları ile 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’ndaydı.

Mete Çıtak “Arkadaşlarıyla gitmişti, bir daha gelmedi” diye anıyor 77’nin 1 Mayıs’ını.

 “1 Mayıs 1977’den önce annem çalışmıyordu. Babamdan sonra annem işe girdi, çalıştı, bizi büyüttü.”

 

“Babam faili meçhule gitti”

 

Mete Çıtak, hukuki süreçte gelişme olmadığını belirtti:

 

“Babam faili meçhule gitti. Ne yargılanan oldu ne işi üstlenen. Kim vurduya gitti. Sonuç elde edemedik. Ne görevliler hakkında soruşturma açıldı ne vali, ne emniyet müdür hakkında. Organize edenler hakkında da bir şey yapılmadı. Suçlu bulunmadı. İçişleri bakanlığına açtığımız tazminat davası sonucu o zaman küçük bir meblağ ödendi. Ama önemli olan sorumlular bulunamadı.

 

“Taksim’de kutlanmasını istiyoruz”

 

Mete Çıtak, 1 Mayıs’larda Taksim Meydanı’na geldiğini anlattı. Konuştuğumuz sırada henüz Taksim Meydanı'nı yasaklanmamış, konfederasyonlar Bakırköy'de kutlama kararını açıklamamıştı.

 

“2010’da Taksim Meydanı açıldığında mutlu olduk ama sonra yine yasaklandı. Bu yıl da Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ı anmaya gitmek istiyoruz.

 

“1 Mayıs’ın Taksimde kutlanmasını gönülden istiyoruz. Bu yılda bir defa yapılan etkinlik. Olay çıkacağını tahmin etmiyorum. İzin verilirse olaysız şekilde kutlama yapılır dağılınır. Gönlümüzde Taksim’de kutlanmasından yana.”

 

“Sorumlular bulunmalı”

 

Mete Çıtak, 40. yılda adalete dair beklentisini şöyle dile getirdi:

 

“Hukuk devletinde sorumluların bulunması gerekirdi. Demek ki hukuk devleti değiliz ki sorumlular bulunamadı.

 

“Hukuk devletinden bahsediliyor ama ölen öldüğüyle kalıyor. Hukuk devleti ise bu işin sorumlularını araştırıp bulması yargılaması lazım.

 

“Bütün faili meşhul cinayetlerin aydınlatılmasını isteriz. Sadece İstanbul 1 Mayıs’ı değil ki. Ülkede faili meçhul cinayetler işlenmiş. Faili bulunmayan bir sürü olay var. Bir hukuk devletinde olmaması gereken şeyler.

 

 

“Faillerin bulunup yargılanmasını hala isteriz. 40 senedir herhangi işlem yapılmamış, belki bizim ömrümüzde görmeyecek, tarih yazacak, o kadar.” 

 

Kaynak: Beyza Kural - BİA Haber Merkezi 29 Nisan 2017


Babam öldüğünde ben 13 yaşındaydım şu an 43 yaşındayım o zaman aile 20-25 kişiydi şimdi ise 120-130 kişiyiz babamızın adını yaşatacağız onları ölümsüzleştirmek bizlerin yeni nesillerin görevi diye düşünüyorum. 1 Mayıs 1977 ve Otuz yıl Sonra 1 Mayıs 2007 yine İstanbul daydık Oğulları olarak ama gördük ki yine değişen bir şey yok seyahat hakkımız engelledi İstanbul a sokulmadık yılmadık girdik.

 

Taksime sokulmadık bombalar, coplar yıldırmadı yine girdik Babamın ölümünün 30. yılını andık saygı duruşunda bulunduk. İstanbul un Taksimin 1 Mayıs Kutlama alanına tekrar dönüştürülmesini ve 1 Mayısın Tatil edilmesini isteyerek Bütün Bu mücadelede ölenlerin ölümsüzleştirildiğini unutulmadıklarını belirterek saygıyla önlerinde eğiliyorum.

 

Onlar bizim onurumuzdur. Bir ölür bin diriliriz. Her yıl olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da yine Taksimdeyiz meydanlardayız.

 

Mete Çıtak (Bayram Çıtak`ın oğlu)


 Eski Anılar

 

Mete 

 

Babanla ilgili bir arşiv oluşturmana yardımcı olur diye sitene aşağıdaki yazıyı ekliyorum. 

 

Ayrancı ortaokulundaki türkçe öğretmeninin eşi Eylem ve Özlem'in babası Mustafa Ekmekçi bu yazıyı Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı. Babanla ona ve haftada bir çıkan Yedi Gün dergisine birlikte giderdik. Bende senin dokuz on yaşlarında kısa tişortlu fotoğrafın var. Onu sana ulaştırmamı istermisin? 

Kardeşlerine sahip çık sağ ise ananı üzme ona yardımcı olmaya çalış. Babanla öğün onunanılarını yaşatmaya çalış. O eli öpülesi biriydi. Beni anımsadığını sanmıyorum. Fen bilgisi ve matemetik derslerine girdiğimi sanmıyorum 

 

2 mayıs sabahı Esenboğa'daannesi Nazlı Ecevit'i uğurlamaya gelen Bülent Bey'le Behice Boran karşılaşırlar. El sıkıştılar. Ecevit "Başarılar dilerim hanımefendi" dedi. Ayrıldılar. Bülent Bey'in yüzü 1 mayıs olaylarından olacak çok bozuktu. 

 

Ölenlerinden Bayram Çıtak'ı tanıdım. Bir bayramda minicik oğluyla birlikte bize gelmişlerdi. Yiğit bir solcuydu. Ama hiç bir zaman İstanbul'daki 1 mayıs bayramına ölümü göze alarak gittiğini düşünmedim.

 

Kimse bir bayrama ölümü göze alarak gitmez! Minik oğlu yoksulluğun perişanlığın simgesiydi sanki.Adı Mete'ydi. Mete de iki küçük kardeşide yetim kaldılar. Öksüz kaldılar işte! Anneleri devlet kapısında çalışmıyordu. Bir Bayram'ın eline bakıyorlardı.

Gazetelerde çıkan ölü fotoğraflarında göğsünden kurşun yemiş kıvırcık biri var.O Bayram Çıtak işte! İstanbul'da Taksim alanında İntercontinental Oteline doğru kaçarken vurulmuş.Arkadaşları öyle dediler.İstanbul'u belkiilk kez görüyordu. Nerden görecek Sulakyurt'tan Kızılcahamam'a sürgün ilkokul öğretmeni Bayram Çıtak?

 

Cumhuriyet okuruydu.Kapıcı Ziya'nın abisiyle birlikte gelmişlerdi bayramda. sormak geçiyor içimden:

1 mayıs bayramına güle oynaya giden öğretmen Bayram'ın kim bakacak eşine, çocuklarına? Genç yaşında ölen Bayram'ların kanını kim ödeyecek? Bilinçli bir aydın kolay mı yetişir? Ne olacak şimdi? Ne olur, verin yanıtını kafanızda? 

 

Biliyorum,ölenlerin tümüyle bir akrabadan yakındım.Okurlarla aramızda öylesine bir bağ,bir yakınlık vardır.Hepimizin kardeşleri,yakınlarıydı onlar...

 

Taksim'e gelenlerden kimileri de Taksim alanında toplaşanları bayram havasında görünce çok şaşırmışlar! 

-Bir baktım ki davullar zurnalar... Sanki oraya pikniğe gelmişler!!

 

Eee, ya niye geleceklerdi? Allı morlu giysileriyle ,kucaklarında çocuklarıyla elbette 1 mayısı kutlayacaklardı. Bayram Çıtak'lar da savaşa filan değil,Bayrama gitmişlerdi bayrama! İstabul'a gidip dönebilenlerden biri de şöyle dedi:

 

-Böyle bir olayı, düşümde ya şasam inanmazdım.Anlatılacak gibi değil! Yerlerde sokak sokak süründük! Jandarma , polis bizi gümüşsuyu'na doğru sürdü,orayadan kaçarak canımızı kurtardık!

 

Kaynak: OKTAY ZAĞLI  


Bayram Çıtak'a karanfil 

                                                                            

Bir parça tanıklığımız varsa o da o kadar cılız kaldı ki, soluğumuz 'solcular İttihatçıdır, darbecidir, cuntacıdır' diyen cari dönemin 'radikal demokratlarına' yetmedi 

 

Dikkatli okuyucular ve oldukça mühim bir ana tanıklık etmiş olanlar dışında çoğu kimse için bir şey ifade etmez bu isim. Hatta ilk bakışta Çıtak’ın bir soyadı, Bayram’ın da onu taşıyan kişi olduğu bile belli değildir. Bu durumda, bırakın Bayram Çıtak’ı, ismin bizatihi kendisine bile bir anlam yükleyebilmek pek mümkün görünmez birçoklarımız için.

 

Kim bilir belki de doğal bir durumdur bu! Çünkü derler ki; insanlar hatırlamak istemediklerini unutma yetisine sahip oldukları takdirde akıl sağlıklarını koruyabilirler. Kronik bir biçimde hafızaya yerleşenler ise ancak toplumsal tanıklıkla aşılabilir.

 

Kuşkusuz 1 Mayıs 1977 katliamının ardından eşini yitiren o ak saçlı kadın ve üç oğlu da bir biçimde unutmakla unutmamak arasında gelgitler yaşayarak sürdürdüler hayatlarını. Hoş, ortanca çocuğun nefrit hastalığı onun ergenlik çağını geçmesine dahi olanak tanımadı.

Mete, Metin, Mesut ve onların sevgili anneleri 1 Mayıs 1977 Taksimini ne derece unutma yetisine sahip oldular bilinmez. Ancak bilinen, toplumun, yani bizlerin o tarihe dair doğru düzgün tanıklık yapamadığı. Çünkü bunu gerçekleştirebilmiş olsaydık, en azından Çorum, Maraş, Malatya, Piyangotepe ve Sivas katliamlarından hiç olmazsa birini engelleyebilirdik. Ama yazık ki beceremedik. Beceremediğimiz içindir ki, şimdilerde sırça köşkleri andıran camekânlı, deniz manzaralı stüdyolarında “naif” gülümseyişleriyle konuklarını ağırlayanların gazetelerine attıkları “Maocu Bozkurtlar 1 Mayıs’ı kana buladı” manşetlerini unuttuk. Onun içindir ki, türban, öte beri derken demokrasi şampiyonluğuna soyunanların “bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” diyenlere arka çıktıkları vakitleri hiç yaşamamışız gibi davrandık. Dahası, bizzat katliam emirlerini yağdıranlar üç maymunu oynamamızı fırsat bilerek “siyasetin beyefendi kişisi” rolüne soyundular ve öyle anılır oldular.

 

Böyle olunca da Bayram Çıtaklar, Ali Haydar Türkmenler, Serdar Altenler, İlhan Erdostlar öldükleriyle, onların oğulları, kızları, dostları da ölüleriyle başbaşa kaldılar. Bir parça tanıklığımız varsa o da o kadar cılız kaldı ki, soluğumuz “solcular İttihatçıdır, darbecidir, cuntacıdır” diyen “cari dönemin” “radikal demokratlarına” yetmedi. Yetseydi bu zevata, Kanlı Pazar’da öldürülenler darbe sevdalısıysa, cihat yazılarıyla katillerin tetikçisi olanların kimin sevdalısı olduğunu, 16 Mart’ta bombalar altında can verenler İttihat ve Terraki taraftarıysa, bombaların pimini çekenlerin koltuklarının altında Prens Sabahattin’nin mi kitaplarını taşıdıklarını, Bahçelievler’de öldürülen yedi TİP’li cunta heveslisiyse onları eterle bayıltıp telle boğanların demokrasinin kolluk kuvveti mi olduklarını çok daha yüksek sesle sorardık. 

 

Vişnedalı Sokak 

 

Ne acıdır ki şimdiye kadar bunların hiçbirini layıkıyla yerine getiremedik. Mahkemeler açıldı, kapandı. Bin senelik “fetih” kurgulamalarının, oraları buraları düşman işgalinden kurtarmaların neredeyse hiçbir değişime uğramadan tekrar edildiği bir yerde, her nasılsa davalar zaman aşımına uğradı ve dosyalar kapandı.

 

İşbu yazı Bayram Çıtak’ın “ortanca” oğluyla Ankara’nın Dikmen semtinde kısacık bir süre için de olsa sokak arkadaşlığı yapmış bir zatın toplumsal tanıklık yapma adına karaladıklarıdır. Çünkü “ortanca” olanın top oynarken, misket yuvarlarken, koşarken “haydi Bayram Çıtak’ın oğlu Metin” diye kendi kendine mırıldanışı hâlâ bu satırların yazarının kulaklarındadır.

 

Eğer hâlâ yüreği aşınmamış olanlar var ise toplumsal tanıklık adına yola düşerlerse; Dikmen Sokullu Mehmet Paşa Caddesi’nden Vişnedalı Sokağı’na döndüklerinde 50 metre sonra karşılarına bir sokak tabelası çıkacak. O tabelada, eğer duruyorsa hâlâ yerinde “Bayram Çıtak Sokağı” yazısı olacak. Bir zahmet bir adet karanfil bıraksınlar oraya bu 1 Mayıs’ta. Belki o vakit kendi kendimize usulcacık “zaman geçip gidebilir, ama zamanın ruhu asla” diyerek gerçek tanıklıklılarımıza bir adım atmış oluruz.

 

Kaynak: Radikal Gazetesi 29.04.2009 - Cem Doğan www.radikal.com       

 


Bir kırmızı karanfilin öyküsü

 

1 Mayıs 1977’de ölenler artık sadece bir istatistik mi? Onların birer adı, hayatları ve yaşam hikáyeleri yok mu? 54 yaşındaki Ermeni vatandaşımız Garabet Ahyan’dan 17 yaşındaki Jale Yeşilnil’e, 20 yaşındaki polis memuru Nazmi Arı’dan Rum vatandaşımız 57 yaşındaki Aleksandros Konteas’a kadar ölenlerin tümünün bir öyküsü var kuşkusuz. Tıpkı ilkokul öğretmeni Bayram Çıtak’ın olduğu gibi...

TARİH: 30 Nisan 1977. Yer: Ankara Mustafa Kemal Bulvarı. Bir öğretmenler derneği olan TÖB-DER’in organize ettiği onlarca otobüs saat 22.30’ta İstanbul’a hareket etti.

Otobüsler tıklım tıklım doluydu.

 

Her otobüsten türküler, marşlar duyuluyordu hep bir ağızdan söylenen.

 

"Bir Mayıs, Bir Mayıs

İşçinin, emekçinin bayramı..."

1 Mayıs Bayramı’nı kutlamak için yola düşen binlerce öğretmenden biriydi Bayram Çıtak...

Bayram Çıtak, 1940 yılında Sivas-Şarkışla Emlek Köyü’nde doğdu. Ailesi çok fakirdi. Savaş yılları yoksulluklarını daha da artırmıştı.

Üç kardeştiler. Anne babasının tek umudu vardı; çocuklarını okutmak, subay ya da öğretmen yapmaktı. Bayram Çıtak, ilkokulu köyünde okudu.

 

Öğretmen olmak istiyordu: Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na yatılı öğrenci oldu. 22 yaşında öğretmen çıktı. İlk görev yeri Sivas-Zara’ya bağlı Karacahisar Köyü’ydü.

 

Zaman içinde Anadolu’nun birçok yoksul köyünde öğretmenlik yaptı. Köy çocuklarını okutabilmek için her türlü zorluğu göze aldı. Okuldan arta kalan zamanda tarlada, bahçede köylülere yardım ediyordu.

Son görev yeri Ankara Mamak Derbent İlkokulu oldu. Ataması bir hafta önce yapılmıştı. Eşi Selver ve üç oğlu, 13 yaşındaki Mete, 10 yaşındaki Metin ve 5 yaşındaki Mesut’la, Mamak’ta kiraladığı gecekonduda yeni hayatlarına başlamışlardı.

 

OĞLU BÖBREK HASTASI

 

Ankara’dan kalkan otobüsler yolu yarılamıştı. Öğretmenlerin çoğu uykuya dalmıştı. Bayram Çıtak, sigaranın birini bitirip diğerini yakıyordu. Canı sıkkındı.

5 yaşındaki oğlu Mesut’u düşünüyordu. Küçük Mesut hastaydı. Böbrek yetmezliği teşhisi konmuştu. Haftada iki üç kez diyaliz makinesine bağlanacaktı. Bu nedenle tayinini Ankara’ya çıkarmıştı.

Hastalık acısı, oğul üzüntüsü ayrı; tek öğretmen maaşıyla bu ekonomik yükün altından nasıl kalkacağını düşünüyordu. Bu düşüncelerle ağırlaşan göz kapakları yavaşça kapandı. Uykuya daldı.

Çok zaman geçmedi, arkadaşlarının söylediği türkülere uyandı. Otobüsler İstanbul’a varmıştı...

MEYDANDA 100 BİN KİŞİ

Saat 07.30.

 

1 Mayıs Taksim mitingini organize eden DİSK’in buluşma noktalarından biri de Beşiktaş Barbaros Meydanı’ydı. Bayram Çıtak’ın da aralarında bulunduğu Ankara’dan gelen öğretmenler burada korteje katıldı. Saat 10.00.

 

Binlerce insan kol kola girip Taksim’e doğru yürüyüşe başladı. Önde DİSK’e mensup işçiler; arkada sırasıyla Türk Tabipler Birliği, TÖB-DER, Çağdaş Hukukçular gibi sivil toplum örgütleri ve en arkada Dev-Genç vardı.

 

Saat 14.30. Kortej Taksim’e ulaştı.

 

Meydanda 100 bini aşkın insan bulunuyordu. Ve hálá meydana, her yandan oluk oluk insan akıyordu. İstanbul, tarihi mitinglerinden birine tanıklık ediyordu.

 

KIRMIZI KAMYONET

 

Bayram Çıtak acıkmıştı. Bir simit aldı. Yorulmuştu. Meydandaki Intercontinental (bugünkü adıyla The Marmara) otelinin önüne gitti; yere çömelip simitini yemeye başladı.

Bu sırada DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşma yapmak için kürsüye çıktı.

Saat 18.30’tu. Başkan Türkler konuşmasını, meydandaki insanları, eski DİSK Sekreteri İbrahim Güzelce anısına bir dakikalık saygı duruşuna çağırarak bitirdi.

Saat 19.45. Binlerce insan saygı duruşunda bulundu. Ortalıkta hiç ses yoktu. Birden nereden geldiği belli olmayan silahlar ardı ardına patlamaya başladı.

 

Ateş edenler sanki saygı duruşunu beklemişlerdi. Silah sesini duyan meydandaki binlerce insan panik halinde sağa sola koşmaya başladı.

Öğretmen Bayram Çıtak önce ne yapacağını kestiremedi. Arkadaşlarına bakındı, herkes bir yana koşuşuyordu.

O da otelin hemen yanındaki Kazancı Yokuşu’na doğru koştu. Dar sokağa ilk girenlerden biri oldu. Ama çıkamadı. Kimin getirip koyduğu bilinmeyen bir kırmızı kamyonet bu dar yolu tıkamıştı.

Ölümlerin çoğu, buradaki ezilmeler sonucu oldu. İlkokul öğretmeni Bayram Çıtak burada kaburgaları kırılmış halde bulundu. Ölmüştü...

 

30 YIL SONRA

 

DİSK, 1 Mayıs 1977 katliamının 30. yılını Taksim’de anmak istedi. İstanbul Valiliği izin vermedi. DİSK inat etti.

Polis, belli sayıda DİSK görevlisinin Taksim’e çıkıp anıta çiçek koymasına izin verdi. Ancak başka kimseyi Taksim’e sokmamaya kararlıydı.

1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlamak ve 30 yıl önce ölenleri anmak için Ankara’dan gelen otobüsler, bu nedenle İstanbul’a sokulmadı.

Polis, otobüslerin Ankara’ya geri dönmesini istedi. Gelenler ısrarcıydı. Tartışma sürerken, otobüsten inen bir kişi, kimseye gözükmeden oradan uzaklaştı.

 

Ne yapıp edip Taksim’e ulaşmak istiyordu. Saatlerce yürüdü. Beşiktaş Dolmabahçe’de, polisin üzerine sıktığı biber gazı bile onu durduramadı.

 

Sonunda başardı; DİSK kortejine katıldı; Taksim’e ulaştı. Ve elindeki kırmızı karanfili Kazancı Yokuşu’nun bir köşesine bıraktı sessizce.

Sanki babasına kavuşmuş gibiydi. O kişi Mete Çıtak’tı... Öğretmen Bayram Çıtak’ın yaşayan iki oğlundan biri...

Bayram Çıtak’ın, İstanbul’a gelirken otobüste sabaha kadar düşündüğü küçük oğlu Mesut, babasının ölümünden bir yıl sonra böbrek yetmezliğinden vefat etmişti...

 

1 Mayıs 1977’de kaç kişi öldü?

 

NE hazin!

 

1 Mayıs 1977’de kaç kişinin öldüğünü bilmiyoruz. Bu nedenle herkes bir sayı uyduruyor. Genellikle rakamlar 34 ile 42 arasında değişiyor!

Devlete göre sayı 34. Soruşturmayı yürüten altı savcı yardımcısından oluşan kurul bu sayıyı vermektedir. Keza iddianamede de aynı sayı verilmektedir. Devlete göre ölenlerin isimleri şöyle:

 

Hasan Yıldırım, Niyazi Darı, Kadir Balcı, Nazmi Arı, Hikmet Özkürkçü, Garabet Ahyan, Sibel Açıkalın, Ömer Narman, Ali Sidal, Mehmet Ali Genç, Hüseyin Kırkın, Aleksandros Konteas, Kadriye Duman (Kocamış), Kahraman Alsancak, Hatice Altun, Mehmet Ali Elmas, Kenan Çatak, Ercüment Gürkut, Leyla Altıparmak, Mahmut Atilla Özbelen, Rasim Elmas, Bayram Çıtak, Jale Yeşilnil, Nazan Ünaldı, Hamdi Toka, Hacer İpek Saman, Ramazan Sarı, Diran Nigiz, Bayram Eyi, Ziya Baki, Ahmet Gözükara, Meral Cebren (Özkol), Mültezim Oltulu, hüviyeti meçhul 35 yaşlarında bir erkek.

 

DİSK’in kayıtlarına göre ise ölü sayısı 36. İlginçtir: DİSK’in Taksim’de öldüğünü açıkladığı Ali Yeşilgül, Mustafa Ertan, Yücel Elbistanlı, Tevfik Beysoy, Bayram Sürücü, Özcan Gürkan ve Hülya Emecan adlı isimlere savcılık iddianamesinde yer verilmemişti.

Keza: Savcılık iddianamesinde olan Ali Sidal, Hatica Altun, Ramazan Sarı, Mürtezim Oltulu ve kimliği meçhul kişi de DİSK listesinde yoktu!

 

Yani: DİSK listesinden 7 kişi iddianamede, iddianamedeki 5 kişi de DİSK listesinde yoktu. Her iki listedeki isimler toplandığında ölü sayısı 41 oluyor. Bitmedi.

 

Katliamdan 15 gün sonra çıkan Devrimci Yol Dergisi, ölü sayısını 27 olarak verdi. Verilen 26 isim yukarıda var. Ancak her iki listede, yani iddianamede ve DİSK kayıtlarında olmayan bir isim vardı: Mehmet Ali Kol. O halde ölü sayısı 42 kişiydi.

Peki dönemin gazeteleri ölü sayısını kaç kişi vermişti: Hürriyet: 34, Milliyet: 34, Cumhuriyet: 34, Tercüman: 34, Günaydın: 39, Son Havadis: 38, Hergün: 40, Dünya: 39, Milli Gazete: 40, Politika: 35.

30 yıl sonra TV’lerde ve gazetelerde herkes ayrı bir sayı veriyor. Ve ne yazık ki biz hálá kaç kişinin katledildiğini tam olarak bilemiyoruz!...

 

Kaç kişinin öldüğünü bilmediğimiz gibi, 1 Mayıs 1977 provokasyonunun neden yapıldığını da pek tartışmıyoruz...

 

Kaynak: Hürriyet Gazetesi 13 Mayıs 2007 -  Soner YALÇIN sonery@hurriyet.com.tr

 

01 Mayıs 1977 - 01 Mayıs 2007 - Saygıyla anıyoruz